16 Nisan 2016 Cumartesi

bir diyecek sözüm var o kadar, o da işe yaramaz.

Dinlediğim müzikten bahsedememek yıkıyor beni. Onu anlatamamak yıkıyor beni ve en önemlisi onun beni anlatıyor olması.

ve yusuf'un beni anlatıyor olması da öyle. "sırf başlayıp bitirebildiğim bir hikayem olsun diye" diyor yusuf. neden bizim de yok hikayemiz?

neden?

birgün uyandığımızda "oldu" diyecek miyiz? var mı öyle bir gün? sorular, sorular.. sormayacağım daha bir soru daha. Mı?

hayatın kenarında olmak, öyle ya yusuf. ortasında filan değiliz olsak da 35 yaşımızda. ben de otuz beş hissediyorum zira, bazen daha yaşlı. ben sen'im yusuf. sende kendimi görüyorum. gelmez benim de elimden iş. hobim bile yoktur, bi uğraşım hele, hiç. ödevlerimi yapmam, sınavlarıma çalışmam, serserilik de yapmam. alkol kullanmam, sevgili yapmam anlamam gönül işlerinden de. severim ama birçok şeyi, uzaktan. öyle. dedim ya gelmez elimden sahici bir iş.

yazarım yalnız. kaçış yerimdir kalem,kağıt, klavye,word.. öyle işte.

başka işten anlamam. bu kadarım ben. hiç kadar yok kapladığım yer. zayıf bileklerim vardır gel kurtar. bu seslenişler kendimedir, kelin ilacı varsa da cebindedir. vallahi. bu böyledir. üzgünüm. çok.

13 Nisan 2016 Çarşamba

Ama, olmaz olsun..

O hayat hiçbir zaman benim olmadı, bekledim elbet. Hiç vazgeçmedim ki beklemekten, umut etmekten. Hep hayal kurdum, hala kuruyorum. Paralel evrenlerde inatla şiirler okuyor, şarkılar söylüyorum. İnatla reddediyorum çirkinliği, inadım ve isyanım katlanarak artıyor, daha fazla katlanamıyorum. Daha fazla katlanacak, göz yumacak gücüm kalmadı. Gerçeği midem kaldırıyor uzun süredir. İsyanım hep artıyor, gerçek isyanımı daha da tetikliyor. Neye bu isyanın kalp senin? Kime? Kim duyar sesini kendinden başka.

"Kendime kendimden başka kendim yok."

Neden?

Hep böyle sormaya devam mı edeceğiz? Tükenip yere yığıldığımız nokta hangi şehrin göbeği olacak kim bilir? Biz o şehrin göbeğine seninle mi uzanacağız boylu boyunca yoksa sen..orada da mı yoksun? Ben o şehirde yalnız mı olacağım? Ben o şehirde mücadele mi edeceğim yoksa pes mi?

PES. Ne güzel kelime, ne kısa, öyle net, öyle derin.

İhtiyaçtır, ertelesem de gelir bulur beni. İhtiyaç oldu artık pes etmek.
Bir yaşam stili oldu artık yığılmak.
Yıkılmadım, hayattayım, öyleyse sürün beni yeraltı alemlerine buraya göre değilim. Göklere yaraşmam. Yeryüzünü kaldıramadım. O şehre hiç varamadım. Sen de yoksun yanımda. Özlemişim çok. Öyleyse yığıl gitsin be kalp.
Evet, en güzel sen yenil.

Evet yenilmelerimi zirveye çıkarma isteğim bir çelişkiydi. Yenilmek hep en dibe doğru gerçekleşirdi. Zirveleri unut. Unut deniz seviyesini de. Denizi de unut. Şehirleri ve şiirleri ve o hüznü unut!

mümkünse böyle bir şey..