26 Kasım 2016 Cumartesi

Yaşıyorum

Silinecek ne kaldı?
Seninki kadar büyük silgim olmadı benim,
Bir parça da olsa unutmaya çaba sarf edeceğin bir anımız var mı bizim?
Müsrifsin sevgilim, ne çabuk tükettin bizi..
Elimde birkaç parça parçalanmayla ben onca sene idare ettim de
Yeni anılar tüketmeye ne ara başladın sen?
Hızlısın sevgilim,
Bense seni, hazmedemedim gitti,
Ne sen, ne koyup gidişin geçti gitti içimden.
Bir kaplumbağa gibi,
Gizlenerek mevsimlerin geçişlerinden,
Sokulup kabuğuma,
Kaçarak yaprakların serzenişinden,
Bir kaplumbağa gibi,
Önemsizleşerek, gittikçe
Kafirleşerek...
Korka korka, örterek gerçeği
Ve örtünerek titremelerle,
Yaşıyorum, silikleşerek.

14 Kasım 2016 Pazartesi

Pes.

Merhaba. Merhaba. Merhaba. Merhaba. Canım. Günlük, sen öylece, somut değilken. Hiçbir zaman.
Ve ben yalnızken. Asla, düzelemeyecekken. Asla asla. Asla!

Yaz öyleyse diyor, yaz. Hayır bu bana iyi mi gelecek? Kelimeleri sorgularken, yazmak iyi mi gelecek? Umarım. Başlamak nasıl bir his? Hiç başlayamadım ben. Asla.
Hep bekledim, hep ön hazırlık sürecindeyim. Yaşamak benim için, ona hazırlanmaktan ibaret sanırım. Asla olmadı asla olmayacak gibi hissedip pes ettiğim günlere mi giriyorum. Korkuyorum, girmekten, girmiş bulunmaktan korkuyorum. Başlamaktan korkuyorum, oysa öyle istiyorum ki. Neyim ben? Anlatılacak, bahsedilecek bir roman kahramanı kadar ‘yok’ biri. Öyle mi? Öyle, o kadar da olsa var mı bir değerim?
Uzanıp da dokunabileceğim, dokunup da hissedebileceğim bir somutluk var mı hayatımda benim? Var mı? Yeterince somut muyum? Nereden başlıyorduk?

Nereden başlıyorduk, ah çıldırmadan bir adım atmak mı gerek? Ben o adımı sorgularken o adım bana iyi gelecek mi? Umarım. Umarım.


Ağlasaydım, ağlayabilseydim yeterince somut olduğuma inanacaktım belki. Biz bu kadarız anlıyor musun? Sorularını sorduğumuz cevaplar kadarız. Zaten cevabı olmayan şeyi soramıyoruz da. Öyleyse güven, güven sadece. Fakat içimdeki şüphelerle savaşamıyorum, her yenilmelerimde güreşe doymayan o pehlivan bendimse de bugün pes mi ediyorum?